Askerî Marşlar Marşlar

    Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı – Alay Marşı

    Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı
    Al Sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı
    Boş settlement çalış dedi, Hizmet eyle vatana
    Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana

    Yastığımız mezar taşı, yorganımız kan olsun

    Biz bu yoldan döner isek namus
    Bize ar olsun Ne şereftir ölmek
    Yanar yürek yurt aşkıyla daima için için

    Alay Marşı Hikayesi

    Dostlar,

    Biz bu gunlere boyle destanlar sayesinde geldik ama acaba bu gunlerin
    kiymetini biliyor muyuz ?

    Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi’nin
    Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınaca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca
    köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları a ğır işitiyordu.
    Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına ba ğıra bağı
    ra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı
    cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla,
    hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına
    dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :

    -“Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi.
    Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi
    askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; “Yavrum siz kimsiniz?”, içlerinden biri;

    “Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!”
    diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok
    küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim.
    “Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana
    şöyle saldırılır!” diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin
    arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz
    dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca
    hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya
    başladı lar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare
    gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerinkol, bacak, el, ayak gibi
    parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı
    söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarm ış gibi neşeli olan o
    çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir
    tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!

    Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı – ALAY MARŞI

    Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış,
    tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler
    kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden yüzbaşı “Hücum!..” diye
    bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden
    fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi
    siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı yavruları
    biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o
    gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor! İşte ben ona
    ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!”Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum.
    Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi.
    Eğildi;”Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı .”
    Çanakkale

    Alay marşı – Çanakkale Hikayelerinden


    Kaynak: C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin hazırladığı Çanakkale adlı kitapçıktan.

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir